Kanuni Sultan Süleyman Hanın, Fransuva’ya mektubu…
Ben ki,
Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.
Sen ki,
Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.
Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim.
Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.
Ocak 1526
Vur Gitsin Beni
Giderken yaralı bir gülüş bıraktın
Alacasına çarpmış yüzünün
Nefret kusan gözlerinden
Yer gök ağustosla yağarken sıcaktan
Ter boşalırken gecenin teninden damla damla
Yıkılırken içimdeki sendeyim.com duvarlar
Yıkanıyordu ruhum gecenin şefkatli mavisinde
Yıkanıyordu ruhum gece sabaha kadar
Giderken giderken yaralı bir gülüş bıraktın bana
Sen dümdüz ettin her yeri çiçeklerimi kopardın
Kuşlarımı vurdun iconaları kırdın mabetleri yıktın sen
Şimdi anladın mı giderken nasıl yaralı bir gülüş bıraktın bana
Ve şimdi anladın mı ellerinle büyüttüğün çocuk artık nede kötürüm
Ve neden yürüyemeyecek ve belki de hiç gülmeyecek bir daha
Zaten, zaten Kimler bırakıpta beni terk etmedi ki
Sende bir kenara at gitsin beni
Her gelen yakıpta kavurdu beni
Savur küllerimi yak gitsin beni vur gitsin beni
Vur gitsin beni
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkane yâr olur…
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur “Yavuz Sultan Selim Han” Şiirin güzelliğinin yanında bir de şöyle dâhiyane inceliği varmış: Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur
Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur
Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur